YIL: 1965
İstanbul yaşlı…
İstanbul yorgun…
İstanbul uykusuz…
İstanbul’da şimdi sonbahar yaşanıyor.
Ve Asiye İstanbul’da
Söz dinlemeyen huysuz bir çocuğun sağa sola tekme atışı gibi Marmara Denizi’nde oluşan irili ufaklı dalgalar sahilleri dövüyor.
Boğazın serin sularına dalıp çıkan martılar, gökyüzünde, bir ahenk içerisinde dans ederek uçuyor.
Yeşilden sarıya dönüşen yapraklar, ağaçlardan yollara, sokaklara, meydanlara ve bahçelere birer ikişer düşüyor.
Yollarda ve kaldırımlarda aşağı yukarı durmadan gidip gelen insanlar hangi hayalleri, hangi hüzünleri, hangi sevinçleri, hangi umutları taşıyor.
Etrafa ek sos dumanlarını ölçüsüzce salan araçlar, insanları bir yerden bir yerlere durmadan taşıyor.
Denizi yalayarak gelen rüzgârın sert esmeye başlaması sonbaharın müjdecisi sanki. İnsanlar giysilerini üşümemek için hemen değiştiriyor ya da üşümemek için kendilerince önlemler alıyor.
Akşama doğru üşüdüğünü hissetmeye başlaya Asiye, giyindiği siyah ceketin yetersiz olduğunu anladı ve hızla kaldığı öğrenci yurduna doğru yürümeye başladı. Asansöre binip üçüncü kattaki odasına girdi. Siyah ceketi çıkardı. Beyaz gömleğinin üzerine yeşil renkli süveterini giydi. Dolabın kapağında bulunan aynada bir süre hayran hayran kendine baktı. Yatağının üzerine oturup düşünmeye başladı.
“Şimdi dört duvar arasında ve de yalnızsın Asiye ancak geleceğe yönelik kanat çırpmam ve yelken açmam gerekir,” diye düşündü ve heyecanlandı.
Gelecek için hayallere dalmak üzere iken odanın kapısı açıldı. Elinde taşıdığı eşyalarla oda arkadaşı gülerek odaya girdi. Getirdiği eşyaları dolabına yerleştirdikten sonra yatağının üzerine oturan Asiye’nin oda arkadaşı Asiye’ye dönerek:
“Dün geldiğinizde yorgun olabileceğinizi düşündüğümden sizinle yeteri kadar ilgilenemedim. Kusura kalmayın.”
“Önemli değil. Şimdi konuşuyoruz.”
“Adınız ne?”
“Asiye.”
“Sizin adınız ne?”
“Gülben.”
“Memnun oldum.”
“Ben de memnun oldum.”
(SÜRECEK)
Kemal UYSALER