Hafta içinde kgrthaber.com’daki köşesinin mahzun kaldığını, ata dostumuz, kıymetli büyüğüm emekli eğitimci Kemal Uysaler’in ebedi aleme göçtüğünü öğrendiğimden beri kulaklarımda hep o aşina ses yankılanıyor. Telefonu her açtığında o kendine has heyecanıyla sorduğu, "Yazım çıktı mı? Ulaştı mı?" telaşı…

Yazmak onun için sadece bir uğraş değil, bir eğitimcinin hiç sönmeyen "paylaşma" aşkıydı. Sosyal medyada Karaman’a dair ne varsa bir dedektif gibi takip eder, paylaşılan her karede geçmişi bugünle harmanlayarak gurbetteki ya da şehrindeki herkesin Karaman özlemini dindirirdi. Zaman zaman o tatlı sitemlerine verdiğim cevaplarla orta yolu bulur, birbirimizi hiç kırmadan o eski günlerin samimiyetine uzanırdık.

Şimdi bakıyorum da, Kemal Amca’nın her satırında bugün yaşıyormuşçasına canlandırdığı o bayram sabahlarının kokusu, yerini telefonların soğuk ışığına bıraktı. Bayramın geldiğini artık kapı zilinden değil, ekranlara düşen ruhsuz bildirimlerden anlıyoruz. İnsan ister istemez durup soruyor: "Bu kadar dijital kalabalığın içinde gerçekten hatırlanıyor muyuz?" Yoksa sadece bir rehber listesinin "tümünü seç" kurbanı mıyım?

Onun o öğretici ve bir o kadar da diri anlatımında, bayram demek "varmak" demekti. Birinin gönlüne varmak, kapısını çalmak, o meşhur Karaman misafirperverliğiyle kucaklaşmaktı. Biz ise şimdi tek tuşla, kime gittiği belli olmayan kopyala-yapıştır mesajlarla geçiştiriyoruz her şeyi. Eskiden bayramın bir "zahmeti" vardı; postanede kartpostal seçerken yaşanan o tatlı telaş, ankesörlü telefon başında beklenen jeton kuyrukları... Jetonun 'pat' diye düşüşüyle yarım kalan o konuşmalar bile, şimdinin sınırsız ama içi boş görüntülü aramalarından daha sahipti sanki. Çünkü o zahmetin içinde, Kemal Hocamın her yazısında ve her sosyal medya paylaşımında titizlikle işlediği o "emek" ve "değer verme" duygusu gizliydi.

www.kgrthaber’deki yazılarını takip edenler ya da sosyal medyadaki o heyecan dolu paylaşımlarına denk gelenler bilir; o geçmişi tozlu raflardan indirip bırakmazdı. Her yorumunda, her karesinde o anı bugün yeniden yaşıyormuşçasına büyük bir iştahla aramıza getirirdi. Bugün aynı sofrada oturup birbirimizin sosyal medya hikayelerine bakarken, Kemal Amca’nın o ekranın içinden bile bize hissettirdiği gerçek Karaman sıcaklığından ne kadar uzağa savrulduğumuzu daha iyi anlıyorum. O, teknolojiyi aramıza duvar örmek için değil, Karaman’ın en ücra hatırasını bile önümüze getiren bir gönül köprüsü kurmak için kullanırdı. Meğer asıl mesafe teknolojide değil, bizim o samimiyeti kaybedişimizdeymiş.

Belki de bu bayram, Kemal Hocamızın aziz hatırasına bir vefa borcu ödemeliyiz. Onun o yazma heyecanını, o "Ulaştı mı?" diye merak eden titizliğini ve Karaman’ı her mecrada yaşatma azmini örnek almalıyız. Ekranın ışığını söndürüp bir dostun gözündeki ışığa talip olmalı; mesaj atmak yerine kapı çalmalı, aramak yerine uğramalıyız.

Güle güle Kemal Hocam... Karaman’ın o güzel insanlarını, siyah beyaz fotoğraflardaki o vakur duruşları ve en çok da o "insan kokan" bayramları seninle bir kez daha uğurladık. Senin o heyecan dolu yazıların ve bitmek bilmeyen Karaman sevdan, bizim bu dijitalleşen dünyada en güvenli sığınağımız olarak kalacak.