Müdüre Hanımın yanından ayrılan ve geldiği günden itibaren çevreyi merak eden ve tanımak için heyecanlanan Asiye, yurdun kapısından çıkıp, sol tarafa yöneldi, Laleli Yokuşuna geldi.

Asiye, ağır adımlarla aşağıya doğru inmeye başladığında yanından süratle ve caka satar gibi geçen son model siyah renkli kocaman bir arabanın arkasından, "kimlerin nasıl mal mülk edindiklerini çok iyi biliyorum," diye içinden geçirdi. Aksaray’a geldiği zaman gördüğü karşısında hayretler içinde kalan Asiye, “yorgun akan sular gibi insanlar sessizce etrafa akıyorlar,” diye düşündü. Önünden otobüslerin ve diğer taşıtların durmadan geçtiği devasa bir binayı gören Asiye, “bu binada yaşayanlar, her yağmur yağışında damı akan gecekondularda yaşayan insanların nasıl yaşadıklarını hiç düşünüyorlar mıdır acaba?” diye içinden geçirdi.

Oda arkadaşı Gülben’in, “Aksaray’dan denize gidilir çok yakın,” diye anlattığını hatırlayan Asiye, karşılaştığı kargaşa karşısında denize kadar gitmeye cesaret edemedi ve güneşin batmasına yakın bir süre bulunduğu yerden etrafı seyretti. Güneşin batmasına çok yakın bir anda, güneş ışınları bazı pencere camlarında parlamaya başladığını gören Asiye, “akşam olacak, diye içinden geçirdi.

Asiye, Gülben ile yurdun altıncı katına çıkarak yemek yedi. Son derece heyecanlıydı. Yemek esnasında ilk defa gördükleri için çok sayıda gözün kendisine merakla baktığını tahmin etti. Yemek sırasında bazı arkadaşlarıyla göz göze geldi; bazılarıyla başını hafifçe önüne eğerek selamlaştı. Akşam yemeği güzeldi ve Asiye:

“Yemekler çok güzel Gülben. Her zaman böyle güzel yemekler mi çıkıyor,” diye sordu.

“Evet, Asiye yemekler genelde hep böyle güzel oluyor.”

Bu arada birkaç öğrenci Asiye’nin yanına gelerek:

“Hoş geldiniz,” dedikten sonra isimlerini söyleyerek, kendilerini tanıttılar. Öğrencilerin bu davranışlarından çok memnun olan Asiye, içinde kabuğundan yeni çıkmaya başlayan bir canlının canlılığının oluştuğunu hissetti. Zira İstanbul’a geldiği andan beri tesadüfen karşılaştığı ve konuştuğu okul öğrencileri ile oda arkadaşı Gülben’den başka hiçbir kişiyle görüşmedi ve de konuşmadı. Asiye, artık kendisini İstanbul’un, okulunun ve yurdun bir parçası sayabilirdi.

Yemekten sonra Asiye ve Gülben beraberce odalarına geldiler. Asiye, sandalyenin üzerine; Gülben ise yatağının üzerine oturdu. Bir müddet sessizlik oldu. Sessizliği bozan Asiye:

“Gülben burada yakınlarda Ziraat Bankası var mı?”

“Evet, var.”

“Nasıl bulabilirim bankayı?”

“Turan Emeksiz Anıtı’nın hemen arkasındadır.”

“Turan Emeksiz Anıtı’nın nerede olduğunu bilmiyorum ki.”

“Ha! Anladım. Bak ne yapacaksın biliyor musun? Okulun çıkış kapısından karşıya caddeye bak, Anıtı ve bankayı göreceksin.”

“Tamam, şimdi bulurum.”

“Asiye sen Turan Emeksiz kim biliyor musun?”

“Evet, kim olduğunu biliyorum; anısını da biliyorum.”

“Anlatır mısın?”

(SÜRECEK)

Kemal UYSALER