Eski yıllardaki tarımın nasıl yapıldığı hakkında kısa da olsa bir ön bilgi vermek istedim. Tarlaya ekilen nohut, fasulye, mercimek, ayçiçeği, pancar, mısır ve patates gibi ürünlerdi. Tarla ekimden evvel at veya öküzlerin çektiği pulluklar ve sabanlarla sürülür birkaç haftada diyebilirim dinlendirilirdi. Bu sürümde toprağın altı üstü tamamen güneşle buluşmuş olurdu. Bu meyanda çiftçinin imkânı var ise HAYVAN GÜBRESİ de atarak tarlayı sürerlerdi. Şayet o yıl ekim yapmayacak ise TARLAYI NADASA yani DİNLENMEYE bırakırdı. Bir yıl dinlendikten sonra çiftçi bir önceki yıl ekmiş olduğu ürünün aksisi olan ürünü nadası dinlenmiş toprağına ekilirdi. İşte ORGANİK TARIM ve ÜRÜNLERİN doğrusu budur. Şimdikilerde çarşıda pazarda veya marketlerde organik diye satılan ürünlerin tamamına ben inanmıyor ve katılmıyorum bu yalana. Yukarıda eski yıllardaki kısaca yazdığım TARIM ile şimdi zamanda yapılan tarım bir midir?
Günümüzde hemen hemen ne ekersek ve ne yersek hatta hatta ne giyersek hep adını ORGANİK koyuyorlar. Pazar yerlerinde satılan bazı YUMURTALAR ve SEBZELER’e konulan etiketlere bakıyorum hepsinde de ORGANİK kelimesi var, be arkadaşım hangi köyde veya hangi şehirde KAÇ TANE TAVUK kaldı da köy yumurtası diyorsun. Bu zamanlarda hangi çiftçi dönümlerle tarlalarına hakiki gübre olan KURU HAYVAN DIŞKILARINI atıyor? Bulamıyor bulsa da pahalıya mal oluyor.
Ben bir ziraatçı değilim ama içinden geldiğim bir ailenin ferdiyim. Hayatımda sokulmadığım kapı, öğrenmediğim eski ve yeni tarım bilgileri hemen hemen yok gibidir. Meraktan değil doğruyu ve özünü bilme hevesinden ileri gelmektedir.
Yazımı fazla dallandırıp budaklandırmadan özüne gelelim. Bugün de sizlere AYÇİÇEĞİ, GÜNEBAKAN ya DEVRANBER isimleriyle bildiğimiz bir ürünün HASADINI yazacağım. Tarla ekime hazırlandıktan sonra Ayçiçeği tohumları eski usullere göre ekilir, zamanı geldiğinde çapa ile seyreltmesi yapılır ve sulama işleriyle bu devam eder gider. YAZ AYLARINDA ÇİÇEKLERİ açar ve büyümeye başlar. Bu ayçiçeği tarlalarının içlerine İCELOĞLAN diye tabir ettiğimiz KUKLALAR büyük sırıklara giydirilerek tarlaya çakılırdı. Sebebi kuşlar bu Ayçiçeğine konarak dökülüp yemeleri ve sağlıklı gelişmeler içindir.
Ürünümüz sonbaharda tarlada iyice kuruduktan sonra çiftçi ayçiçek kellelerini itina ile toplayarak danelerinin dökülmemesi için (tarlalara) kaput bezlere veya çuvallara konarak arabalarla evlere getirilirdi. Evvelki yazılarımdaki gibi AYÇİÇEKLERİ yine topraklı damlara çıkarılıp büyük kaputlar üzerine serilerek kurumalarına bırakılırdı. Bu kuruma anında yine kuşların yemeleri için küçükte olsa yine korkuluklar konurdu. Ürünler iyice kuruduktan sonra yine çuvallar ve kaput bezlerle damlardan ve yerlerden toplanarak AVLULARIN GENİŞ OLAN BÖLGESİNE konurdu. Artık ürünün hasat zamanı gelmiştir haydin başlayalım hasada.
Yine bu işlemler AKŞAMLARI KONU KOMŞU hep beraber yapılırdı. Makine yok nasıl olurdu? Kişiler koçanları (kelleleri) birbirlerine karşılıklı olarak vururlar ve ayçiçekleri dökülürdü. Daha olmadı ellerinde küçük sopalarla yine bu kellelere vurarak kalanların tamamı önlerinde serili olan bezlere dökülmüş olurdu. Bu çalışmalar akşamları olduğu için evvelki yazılarımda yazdığım gibi ahenkler devam eder giderdi. Bu çalışmaların verdiği yorgunluğa bazı zamanlarda ara verilir müzik ritimleri olan tef, darbukalar ve diğer çalgılar çalarken hep beraber sanki bir düğün havası varmış gibi oyunlar oynarlardı. Elbette ki bu gecelerdeki oyunlar, sevinçler ve eğlenceler ekilen yetiştirilen bir ürünün kazanma sevgisi yanında kazanılan HAKİKİ ORGANİK TARIM ÜRÜNÜNÜN ELDE EDİLMESİ hakkıdır.
Fisleme bittikten sonra Ayçiçekleri kalburlarla elenir ve yabancı otlar ve diğerleri ayıklandıktan sonra tekrar damlara ve avlulara kaput bezler üzerine serilerek kurutulurdu. Burada Ayçiçeği kafaları ve tarladaki kazıkları ev sahibi tarafından ihtiyaç sahiplerine yakacak olarak verilirdi.
Aşağı yukarı NOHUT, FASULYE, MERCİMEK, PATATES VE SOĞAN gibi ürünlerde eski tarım ürünlerinin hasatlarının yapıldığı gibi yapılırdı. Bütün bu ürünler KARAMAN'IMIZDA BUĞDAY PAZARI’na getirilerek bakliyat alıcılarına ve TÜCCARLARA satılırdı.
Zahmeti çok, bereketi ve sağlıklı bol olan ORGANİK dediğimiz hakiki bitkiler ve yiyecekler işte bu çalışmaların semeresidir. O yıllarda zaten tarımda böyle organik gibi laflar yoktu çünkü HAKİKİ ÜRETİM, TEMİZ GIDA VE SAĞLIKLI YAŞAM BESLENMELERİ ile yaşanırdı.