Uzun bir aranın ardından tekrar ve tekrar sizlere keyifle yazılar yazmaya devam ediyorum. Yazmadığım bu kısacık zamanda hayat hızla değişiyor ve biz minik evrenlerimizde bir şeyleri bitirmek, halletmek, tüketmekle kendimize sorumluluklar yükledik. Bitirilen görevler bazen kötü sonuçlansa da ölmediğimiz gerçeğiyle devam ediyoruz. Ruhen her gün öldüğümüz bu tabloda nefes aldığımız için şükür namazları kılalım.
Aydınlık gençler, biz meşaleler taşımayı bırakıp lise stajını sanayide can vererek bitirirken, pazar yerinde, hastanede, kantinde yan baktı diye bıçaklanırken, her gün tecavüz, istismar, taciz haberlerini bazen duyarken veya duyamazken bazen öznesi biz olup ateşi yüz kişi üfleyince kıvılcım bile olamadan nefes aldığımız için şükrediyoruz. Benim ölümüm böyle olunca hakkım aranacak. O zaman bu yazı değerli olacak. O zaman yaşamadığım için hak yürüyüşü yapılacak. Ya sonra ne olacak ben herkes gibi unutulacağım yıllar geçtikçe anan kişi azalacak ve her şeyin güzelleşeceğine olan inancımız yeşerebilecek mi? Koca bir nesil buhranlarla yok oldu, eridi. Sağlam kalanlarsa yarının garantisini bulamıyor.
Sosyal çürümenin en hat safhasında yaşayan nesiller kötülüğü iyileştirmeye başladı. Bu yüzen empati, yardım, dürüstlük, vefa, vicdan, güven kötülüğe kendini sevk etti. Kötülük kendini iyileştirdikçe ben kendimi düşüneceğim, yalancılığı meşrulaştıracağım, kendi çıkarlarım doğrultusunda hareket edeceğim (sanki savaşıyoruz) … kötülük her zaman iyilikten ağır oldu. İyi olmak içinse hep menfaat bekledik. İyi oldukça karşılığını alamamak bizi her gün dahada kötüleştirdi. Kötülüğün boyutunu ölçebilmek oldukça zor. Ufak boyutlarda adlandırılan kötülük büyük tabloyu oluşturmanızı sağlıyorsa boyutunu ölçebilmek çok zor. Denize çöp atmadığımda doğa bunun karşılığını bana vermeyecek çünkü herkes çöp atmıyor yargısına varamam. Büyük atıklar denize dökülmeye devam ettikçe deniz bana daha mavi olmayacak aksine deniz her geçen gün daha da kirli olacak. Benim iyiliğim hiçbir ederi olmayan bir iyilik çünkü karşılığı veya benim menfaatim yok. Denizi sevdiğim için bu iyiliği yapmaya devam edebilirim. Denizi sevmeyen biriysem inatla onu daha da kirletmek için can atabilirim. Denizi sevmiyorum denizin bana iyi bir karşılık veremiyor ama ben çöp atmayı tercih etmiyorum. Bu saf iyiliği doğurabilir fakat sadece denize çöp atmamak yine denizi özelleştirir. Bir ormanda bir şehirde çöp atmamaya devam edersem bu benim saf iyilikte olduğumu gösterir. Aramızda saf iyiler hor görülmeye başladıkça onlar hayattan kopup gitmeye devam edecek. Geriye işe yaramaz, zevzek, sahtekâr oluşum kendi yerlerini en güzel mekanlarda bulacak.
Zaman su misali, biz ağaçlar, tohumdan fidan olduk. Fidandan ağaç olmak isterken bize vurulan sert baltalar bir gün bizim kellemizi alacak. O zaman üzülecek o zaman ağıt yakacak çürümüş meyveler. Çürümüş meyveler neye üzülüyor? Ağaç yaşarken toprağa karışıp besleyemediklerine mi ya da toprağa karışıp beni zehirlediklerine mi? Üzüntülerinin faydası ne işe yaradı ki ağacın meyveleri de çürümeye yüz tuttular. Yok olan iyiliğiniz gece uyumak için yatağa yattığınızda yanınızda değil. Sabah ezanlarından önce, tan vaktinden önce yanınızda değil.