SARTRE: İnsan Özgürlüğe Mahkumdur.
Doğum ve ölüm arasındaki engebeli yollarda ne kadar özgürüz? Özgür irademiz vardır. Fakat özgür iradenin serbestliğinden söz etmek mümkün değildir. Böylece dünyanın mahkûmu oluruz. Bu serbestsizliğin sebebi kendimize ve topluma duyduğumuz sorumluluklardır.
Ben ve sizler, kendi içimizde bir patron, yönetici veya iktidarsak yaptıklarımızı kontrol altında tutmalıyız. Kendi özgür irademizi kontrol edemedikçe kırılgan bir yapıya bürünürüz. Kontrol edilemeyen özgürlük küçülür. Yani talep ettiğimiz ve gerçekleştiremeyeceğimiz eylemler veya durumlar söz konusudur. Ödevin sisteme son yükleneceği tarih, iştahsızlık yaşarken yemek yememiz gerektiğini bilmek gibi. Ödevin yüklenme tarihini öğretmene çoğunluğun talep etmesiyle ödev yükleme tarihinin ertelenmesi sonucunda özgürlük büyür. İştahsız olup yemek yememeye direnildiği zaman da yine özgürlük büyümüş olur. Kontrol edebildiğimiz bir durum halini alır. Kontrol dışına çıktığı an insan küçülür, belki zavallılaşır. Kontrol edilen özgürlük olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bir tacizci veya tecavüzcü bu sıfatı taşırken kendi özgür iradesiyle kendine böyle bir şeyi hak görmüştür. Fakat kötü bir sonuca vardığı için zavallılaşmıştır. Bu örnekte kendi irademizle çevreden gelen herhangi bir sınırlandırmanın gerekli olup olmadığını tartışabiliriz. Başka bir örnek; kendi evimiz bize özel alanımızı oluşturur. Dışarıdan eve geldiğinizde üstünüzü değiştirdikten sonra çıkarılan kıyafetleri yere atmak bir tercihtir. İstediğiniz zaman kıyafetleri kaldırabilir veya öylece bırakabilirsiniz. Bu özgür iradeyi ifade eder. Fakat bize süregelen öğreti kıyafetleri çıkardıktan sonra kirli sepetine veya dolaba kaldırmaksa bunun sorumluluğunu hissederiz. İstediğiniz zaman kıyafetinizi kaldırmakta yine özgür iradeyi ifade eder. Yolun ortasından yürümek isteyebiliriz, bu özgür iradedir. Fakat bir taşıtın çarpma ihtimalini düşünerek bu istekten vazgeçeriz yani özgür irade topluma uygun yaşayarak sınırlanmış olur. Çevreden gelen özgür iradeyi sınırlayan kural ahlaki açıdan değerlendirilebilir. İlk verdiğimiz örnek (taciz-tecavüz örneği) ahlaki açıdan doğru olmadığı için sınırlanması normaldir. Ağır vergilere tabi tutulan, özgür düşünce ortamı bulunmayan, adaletin sağlanmadığı bir bölgede yapılan karşı çıkışı haklı bulabiliriz. Benzer bir olay Fransız Devrimini söyleyebiliriz.
Özgür iradeden söz ederken varoluşçuluk ve deterministik felsefeleriyle bağdaştırabiliriz. İnsan dogma bir ruhla meydana gelmez. Yaş aldıkça duygular ve düşünceler değişir. Zamanla var edilen kimlikle bir gökdelen oluşturulur. (Tabi kimi insanlar apartman dairesiyle yetinmeyi tercih edebilir.) Varoluşçuluk, özgür iradeyi benimserken sorumluluğun da varlığını beraberinde getirir. Kabul edilmeyen sorumluluk kendini kandırmadır. Yani burada da mahkumluk kavramını benimseyebiliriz. Benim özgür irade kavramım deterministik (belirlenimci) felsefeye kayabiliyor. Çünkü özgür iradenin çevresel faktörlerle sınırlandırıldığını düşünüyorum. Bilinçaltımıza yerleşen birçok algıdan kaynaklı zevk ve tercihlerimiz şekillenebilir. Kendi değerimizin farkına varmaksa mutlak özgürlüktür.
Mutlak özgürlük tehlikeler doğurabilir. İnsanlar kendini savunmasız hissetmemek için mutlak özgürlükten vazgeçerek daha büyük egemene teslim olmak isterler. Bu egemenlik ise belli kuralları ve belli özgürlükleri beraberinde getirir. Adalet oluştuktan sonra biz hem özgürlük hem ahlak hem de yasaları muhafaza edebilmekteyiz.