Betikle mektup arasında "binamaza" döndüm. İkisi de belleğimde dönenip duruyor. Betik'in anlamını sonradan öğrendim, "yazılı, yazılmış". Mektupta Arapça olup, aynı içerikte. Betikse Türkçe. İşin içinden çıkamadım. Türkülerde bile "yine yakmış mektubunun ucunu" diyor.
Betik deyince öncelikle annem ve dostum Apo geliyor gözlerimin önüne. İlk sevgili der. Yoğunca iletişim kurduklarım, onlar. Betik'in kutsallığına inanıyorum. Dünün yaşayan o sayfaları hep aynı şeyleri söylüyorlar. Her okuyuşta yeni anlamları çağrıştırıyorlar. Yittiğini sandığımız sevgiler, heyecanlar, düşlerimiz, umutlarımız, üzüntülerimiz karşımıza çıkıveriyorlar. Ölenlerimizle yeniden birlikte oluyoruz, canlanıveriyorlar.
Yineleyerek okuyorum onları. Sözler havaya savrulurken, yazılar aynı kalıyor ve onları elimizde tutuyoruz. Betiklerimi hemen yazmazdım. İstediklerimi biriktirir bir kenara koyar, sonradan toplardım.
Betik, kâğıt aracılığıyla kendimizi, karşımızda ve bizden uzakta olana götüren nesneydi. Ayrılıklara katlanmayı sağlayan bir işlevi de vardı. Şimdilerde pek yazılmaz oldu. İç söze döküldü. Yavanlaştı. Betik okumak elbette düne saplanıp kalmak değil. Betik bizim antik değerlerimizdir. Salt başkalarına değil kendimize de yazarız. Anlık düşler diyebiliriz. Düş kurmayan kişi eksiklidir. Gizinizdir, yalnız size açıktırlar.
Gurbette yemek yapmasını, betikle annemden öğrendim. Onun betiğinin içinde gönderdiği, "asker harçlığım" olan beş lirayla yiyecek aldım. Ailemin yaşamını, onun yukarıdan aşağıya bir ırmak gibi akan satırlarından öğrendim.
Kitaplarda bize yollanan betikler diye düşünürüm. Kil tabletleri de. Geçmiş çağlardan gelir bize. Postacıları çok severdim. Onlar sılayla gurbeti birleştiren insanlardı. "Bak postacı geliyor / selâm veriyor" şarkısı dilimden düşmezdi. Sigaraya da betikler gecikince başladım. Gabriel Garcia Marquez'in "Albaya Mektup Yok" romanını da çok sevmiştim.
Annemin betiklerinde yeğenlerim el çizimleri, yaptıkları resimler ne güzeldi.
Bir de zarfsız, gönülden verilen betikler hiçte "hayra alâmet" değillerdi. Onları hiç sevmedim. Ayrılığın kör habercileri olduğu için.