Bu yaz,, evler düşüncesini yazdım. Evleri anlatırken, elbette orada yaşayan insanlara da değinecektim. İlk yazdıklarım ailemle ilgiliydi. Sonradan da evlerim oldu. Yalnızlığımın dört duvarları. istanbul'da öğrenim görürken, gurbetin "acı tadından,, fazla etkilenmedim.
Ya sonrası?
Acısını ilk tattığımda ağladığımı belirtmeliyim. Burnumun direği sızlardı desem yeridir.
Yıl 1973, aylardan aralık. Bir yatak dengi, bir çuvalda giysiler ve bir kilim. Otobüsün içi soğuk mu soğuk "ihtiyaç" molası, buz tutmuş camlar, çiçekten. Karlar içinde yollar ve ben elgin (garip) şaşkın. Karlar altındaki kente geliş. Görev yerine giderken özenli olmalı. Yerler buzla kaplı. Hoş-beşten sonra, bana kiralanan ev. Sözüm ona ev. Duvarlar incecik. Dışarda hava eksilerde, Kıdemli yargıcın verdiği külüstür Saç sobası. Kimi zaman odun, kimi zaman hizar kalıntısı tozları ısın ısınabilirsen. Akşam oldu, kilimin üzerine boylu boslu yattım, yumruklarımla başladım dövünmeye. Sövdüm, saydım. Gurbet acısını ilk kez o gün yaşadım. Elbette farelerle birlikte..
Kent, kasabadan az büyük. Kendi yağıyla kavruluyor. Betikle (mektup) yemek yapmayı, annemden öğreniyorum. Tek eğlence, gelen ve giden memurlara verilen yemekler. Sinemamız var ama gelen filmler Adem'den kalma.
Elektirik belediyenin gazla çalışan "tansığı (mucize). Salt geceleri 23 'e dek çalışır ve susar. Gaz lambasına döneriz. Kitaplar da olmasa işimiz bitikti. Okumak, yalnızlığın sağaltısı olmuştu.
Kentte yaşam sınırlı, ne uzar ne kısalırdı. Binaların çirkin dışını dökülmüşlüğünü sürekli yağan karlar örterdi. Arkadaşlarıma buradaki yaşamı betimlerken, eşek anırmalarından söz açmıştım. İstanbul'da yaşayan arkadaşlarım gülmüşlerdi. Eşek oraların olmazsa olmazıydı. Yol mühendisleriydi, yük taşıyanıydı.
İkinci evim daha doğuda, dört köyün birleştirilip, ilçe yapıldığı yerdi. Nüfusu iki bini bile bulmuyordu. Elektriği var, suyu yoktu. Iki kovayla, kadınların bulaşık yıkadığı, birikintiden alırdık.
Evim, eskiden maliye binasıymış, Tabanında bol miktarda mürekkep lekesi vardı. Üç odalıydı, iki odanın tavanı sürekli akardı. Kaldığım tek odanın tavanı bezle örtülüydü. Tavandan dökülen tozlar yer yer bombelenmişti. Fareler, hem üstteki bez üzerinde koşuşur, hem yer altında gezinirlerdi. Banyosu oraların deyimiyle "ni hayırdı”. Île gitmek gerekiyordu. Somyam yoktu. iki şeker kutusu kitaplık. Bir saç soba bir ton odun, kapıya gerilen kilim. Derece eksi 17-20'lerde. Yaşamsa dümdüz.
Sinema da yok. Salt kitaplar. Öyle yazarlarla tanıştım ki gurbet acısı, yalnızlık duygusu az da olsa azaldı. Orada aşkla tanıştım, karıncalarla dostluk kurdum. Faşistler dışında kalan insanları sevdim. Sevgilimden betik getirecek postacının yolu nu gözledim. Betik geldiğinde - arada bir- "Bak pastacı geliyor türküsünü çağırdım. Sonunda sigara içmeye başladım. Kanaryalarım de can yoldaşım oldular.
Cemil Arif