Evimizi yazdıktan sonra, konunun bir bölümünü anlattığımı, üst katını yazmadığımın ayrımına vardım. O, bölümünde yaşanmışlığı, anıları da vardı. Gerçi, şimdi yerinde yeller esse, bile. Üst katımızda halamgiller oturuyorlardı. Karı koca iki de çocuk.

Halama Rezete derlerdi. Ben, Ravzete olabilir diye düşünürüm. Dört çocuğun, tek kızı. Doğu Anadoluda Rus işgali başlayınca, öküzün üstüne konan heybe gözünde çıkar yola. Dört yıl sonra Karaman, Davgandos köyü. Babamın çıraklık-çobanlık yaparak ailesini geçindirmesi. Yıllar gecer. Halam on iki yaşındayken tek gözlü, kendinden yaşlı, varsıl bir adamla evlendirilmek üzereyken, gelinliği ve takılarıyla evden kaçar. Göndere köyünde, yaşlı bir adamın evine sığınır. Başına geleni anlatır. Üç günün sonunda ona yardımcı olan kişi, arabasına onu bindirip geri götürür.

Halam bir süre sonra Karaman'a gelin olarak gider, evimizin üst katına yerleşir. Eşide Kürt’tür. Hakpeşin İsmail ağadır. Kısa boylu, yüzü çopurlu, esmer bir kişidir. Sessiz, kılıbık, derdini içine atar, yüksek seste konuşmaz. Halam Osmanlıdır. Astığı astık, kestiği kestiktir. İsmail’a demir tekerlekli arabasıyla taşımacılık yapar. Sabah kahvaltısını, arabada, kabuklarını soyduğu iki gumpirle (patates) yapar, Kürtçe mırıldandığı türküler söyleyerek, Odun pazarına giderdi.
Halamgilin bir atı, bir de inekleri vardı. İneğin sütünü komşularla “değişik” yapar, toplanan sütten, tereyağı üretirdi. Büyük oğlan atı, Demirayakların bahçesinde otlatırdı.

Halamın beş parmağında hüneri vardı. Ebelik, tarım işçiliği, yara tımarı, mahalle namus bekçiliği, sayrılılar için mayısla (inek pisliği) “hekimlik” çocuk sidiğiyle sarılığa umar olmak. Mahallenin kadınları düğüne gideceklerinde, kıskanç eşleri ona izin vermeyince onların başında halamın olduğu söylenince izin verirlerdi.
Gel zaman, git zaman, evliliği yürümedi. Toplumumuzda, Şeriata göre erkekler karılarını boşlarken, halam aksini yapıp, eşinden kendisi boşandı. Ebemin evinin sığındı.

Ben, başkalarının ekmeğini, yemeğini yemez, halamın köylü mayalısını, yavan pilavını zevkle yerdim. Televizyonun çıktığı günlerde gelirdi. Sırtının televizyona verir, izlemezdi. “Günah, der, bizi eleştirirdi. Kendi yiyeceğini kendi kazanırdı.

İsmail’a oğluyla taşınıp, İstanbul’a gidince halam evine döndü. Gelinleri ile geçimi yoktu. Torunu İsmail’i bir türlü okula götüremedi. Sonra yalnız kaldı. Evin dış kapısında, sakız, gofret, devramber satmaya başladı. Sağaltıcılığı da bırakmadı.

İlginç bir olayı duyunca, ona olan sevgim daha da arttı. Kardeşim Ziya ve Sariye, gazete bürosunda kara kara düşünürken, halam büroya gelir. Onları üzüntülü görünce ne olduğunu sorar. Ziya onu terslerse de “hala borçluyum, ödeme yapacağım ama param yok” der. Halam sessizce ayrılır, yarım saat sonra şişkin bir torbayla geri gelir. Torba masanın üzerine boşaltılır. Küçük küçük kağıt paralar bir yığın oluşturur. Say say bitmez. Sonunda gereksinen para tamamlanır. “Kapı önü ticaretin” birikimidir. Büyük yırtığı örter. Halam benim gözümde, yunan trajedilerindeki kadın kahramanlardan biridir. Yazgısına boyun eğmeyen savaşımı hiç bırakmayan içten bir insandır.

Trajedinin içeriği, insanın yazgısını bilmesine karşın, bunu değiştirmeye uğraşmasıdır. Yenilgiyi kabul etmez. Halam da onlardan biriydi. Yalnızdı.
Yukarıda bir inekleri var demiştim. Sabahın erinde biz çocuklardan biri dürtülür, uyandırılırdı. Görevimiz, bizim ve halamın ineğini sürüye katmak için yola çıkmaktı. O yaşta zordu bu. Akşamları inekler kendiliklerinden gelirlerdi. Bir akşam, halamın ineği gelmedi. Aradık, taradık, bulamadık. Halam karalar bağladı. Umudunu büyüye bağladı. Bıçağı ters çevirdi. Nedenini sordum “kurtların ağzını bağladım, ineğimi yiyemezler” dedi. Sonra yitiğin bulunup, bulunmayacağını öğrenmek için fala başvurdu. Sağ eliyle sol kolunu ölçüp, üç kez sol kolunu ölçtü. Bunu birkaç kez yineledi. Sonuç olumlu çıkmış olmalı ki, ileri üç gün sonra, kendiliğinden eve döndü.

Halamın büyük oğluyla ilk yıllarda aramız iyiydi. Ceylan dergisini ortaklaşa alırdık. Kemalettin Tuğcu’nun öykülerinin tiryakisiydik. Haftalık derginin gelmesini dört gözle beklerdik. Yıllar geçti, ortaklık bitti, büyük oğul “den-değişik” biri oldu. Kibirden saraylar oluşturdu.