Kitap kıtlığımda imdadıma Macar yazar, Ferene Molnâr’ın “Pal Sokağı Çocuğu” çıktı. Romanın çocuklar için yazıldığı belirtiliyorsa da ben aynı kanıda değilim. Onlardan çok ama çok yaşlıyım. Benimde içimde hiç yaşlanmayan bir çocuk olduğunun da bilincindeyim.
Bizim Pal sokağımızın adı Aşşa (Aşağı) Bahçeydi. Kentin batısında, çevresi bahçelerle çevrili, bazı yerlerinde pancar ekiliydi. Kentimizin dış kale surlarıyla komşuydu. Üç yaşlı, kocaman ceviz ağacından, batıdaki, toplanma yerimizdi. Ağacımızın altında çayır ve eğrelti otları halımızdı. Yaz gelince, cevizin “tanen” kokusu çevreyi sarar, bizleri uyuturdu.

Öğleden sonra orada buluşurduk. Arkadaşlarımın hemen hepsinin takma adı vardı. Önderimiz "emmi oğlu" Sarı Ahmet, emmioğlu gıdı gıdı Ahmet (çok konuşurdu). Canbaz değil, Cambaz Mustafa, Boz Hasan, (Kibrit Kıran, karateci), Kara Büllü, Arap Bahattin, topa burnuyla vuran Ahtapot Bilal, Boynum Yandı Ahmet ("Süt içtim dilim yandı, güneşten boynum yandı" diye kızdırırdık) Mantar Ali, kafası söbü Çekiç Durmuş, Kör Topbak, Allah'a yan bakan, tek gözlü Memet, Godu Gomser Ahmet, Eşşekçi İbrahim, Kümük Nizam, saçları erken ağarmış Gırgadim, kardeşi Çebiç Esat, ağabeyler: Gızgın, (Hüseyin) Kel Caffar (Cafer Yağcı), (arkadaş canlısı, iyi insan), Kümük Abdullah, kardeşi Tat Sami, onların komşusu Güdük Sami (iyi futbolcu), Gır Ali (saçları gençken ağarmış), Lâcivert Battı, kardeşi Goca Gafa, sonradan "Pancar Yandı, Mustafa", Kekeme Recep (Tek türküsü), “bahçelerde pırasa yaprağına gar yağsaydı”.

Pal sokağındaki çocuklar toplandıkları alanda oyun oynarlardı. Orasını yurt bilmişlerdi. Uçurtmalarını kaptırmamak için canla-başla savaşıyorlardı. Nemecek, kısa boylu güçsüz ama yüreği kocaman bir çocuktu. Onu ve önderleri Boka kişilikleriyle öne çıkıyorlardı.

Bizim Aşşa Bahçe, hem Topucak, hem Tekke mahalleleriyle komşuydu. İkisiyle de barışık değildik. Özellikle Topucaklılarla taşla dövüşürdük. Onlardan çekinmez, kendimizi üstün görürsek de Tekkelilerden çekinirdik. Onları yabancı, kavgada acımasız olarak tanırdık.

Bir gün, Tekkeliler arkadaşımız Gır Ali'yi dövmüşler. Savaş için toplandık. Öcümüzü alacaktık. Tekke'ye doğru giderken koruma bekçisine yakalandık. Kara Bekçi, belâmızdı. Bizi yakaladığında sopasıyla, ver Allah döverdi. O gün yaklaşık 15-20 kişiydik. Yaşlarımız 12-14'tü. Bizi durdurdu. Karşılıklı iki sıra yaptı. (Ben, Sarı'yla kaçmıştım.) Cezası şöyle oldu: Karşılıklı duranları birbirine tokatlatmak. Arkadaşına hafifçe vuran oldu mu, kendisi okkalı bir tokat çakar, "İşte böyle vuracaksın," deyince, arkadaşlar anlatılan biçimde birbirlerini tokatladılar. Biz korkumuzdan soluğu Boklu Bent'te aldık. Öcümüz de kursağımızda.

Assa Bahçe, kişiliğimizin gelişmesinde önemli bir yerdi. Arkadaşlığı, ortak düşünmeyi, birbirini korumayı hep orada öğrendik. Başka şeyleri de öğrenmesine ya, bunları yazmak sansüre girer.