Antalya tatilimin dönüş yolunda, zamanın adeta durduğu tarihi bir durağa, Serik’in Belkıs köyüne uğradım. Romalılardan miras kalan o muazzam su kemerlerini incelerken mühendisliğe; hemen ardından heybeti ve mimari zarafetiyle göz kamaştıran Aspendos Antik Tiyatrosu’nu gezerken insan emeğine bir kez daha hayran kaldım.

Ancak günün en unutulmaz anı, taş surların gölgesinden çıkıp bir limon ağacının serinliğine sığındığımda yaşandı. Köyün çınarlarından Ramazan amca ve çocuklarıyla koyu bir sohbete daldık. Ramazan amca, abisi Durmuş amca ile birlikte Yeşilçam’ın efsanesi Cüneyt Arkın’ın 1969 yapımı Ala Geyik filminde nasıl rol aldıklarını anlattı. O dönem köyde oyuncu arayan set ekibine ve "Cüneyt abilerine" nasıl kol kanat gerdiklerini dinlerken adeta zamanda bir yolculuğa çıktım.

Sohbet derinleştikçe köylülerin o yıllarda Cüneyt Arkın’ın asıl mesleği olan doktorluğu bırakıp oyunculuğa geçmesine ne kadar şaşırdıklarını öğrendim. Köylülerin aktardığına göre usta sanatçı, hem filmin eksiksiz çekilmesi hem de köy halkının ihtiyaçları için hiçbir harcamadan kaçınmamış; hatta filmde rol alan köylülere o döneme göre oldukça cömert bir rakam olan 20 lira yevmiye vermiş.

Bugünün devasa bütçeleri ve gelişmiş teknolojisiyle bile çekilmesi son derece güç olan Ala Geyik hikayesinin, 1969’un imkansızlıkları içinde nasıl bir destana dönüştüğünü birinci ağızdan dinlemek paha biçilemezdi. Cüneyt Arkın’ın göz dolduran bonkörlüğü, tüm köylünün film için seferber oluşu ve hikayenin tatlı bir anısı olarak kalan "geyik niyetine öküz pişirilmesi" gibi tebessüm ettiren nice detayı konuştuk.

Beni asıl etkileyen ve düşündüren ise şuydu: O günün kısıtlı imkanlarıyla; portakal, limon yetiştiricisi Sarı Mehmet’in oğulları ve köydeki diğer adsız kahramanlarla el ele verip sinema tarihine geçen destansı bir yapıt ortaya çıkarılmıştı. Peki ya şimdi? Her türlü imkanın, bütçenin ve teknolojinin elinin altında olduğu günümüzde, o ruhu ve samimiyeti neden yakalayamıyoruz?

Belkıs köyü ve çevresi aslında Yeşilçam için doğal bir plato gibiymiş. Zamanında bölgede çokça film çekilmiş; hatta Ferdi Tayfur’un unutulmaz eserlerinden Batan Güneş filminin sahneleri de yine bu topraklarda çekilmiş. Bir limon ağacının gölgesinde, Türk sinemasının asırlık çınarlarını sevgi ve minnetle anmak, bu seyahatin hafızama kazınan en anlamlı hatırası oldu.