Tarihi süreç içerisinde kadınlara bir takım haklar tanınmıştır. Ancak tanınan bu haklar, ya tam olarak kullandırılmamış; ya da bir süre sonra ortadan kaldırılmıştır.

Bunun en somut örneğini, İstanbul Sözleşmesi’nde görüyoruz.

Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı ve 1 Ağustos 2014 yılında da yürürlüğe girdi.

Türkiye, 11 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeyi ilk imzalayan ülke oldu ve 24 Kasım 2011 tarihinde de TBMM’sin de 246 Milletvekili’nin oylarıyla da onaylayan ilk ülke oldu.

Durum böyle iken: 20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile sözleşmenin feshedilmesine karar verildi. Bu fesih, 1 Temmuz 2021 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Evet, bir örnek verdim. Genele bir bakalım:

Avcı ve toplayıcı dönemde, elleriyle ekonomiyi şekillendiren kadın, toplumda baş tacı idi…

Sarı öküzün arkasına kara saban koşulup, toprak işlenilmeye başlanılınca, kadın toplumdaki yerini kaybetti.

Ve bir kenara atıldı.

İlkçağ’da savaş tutsağı durumunda olan kadınlar, köle yapılıp, köle pazarlarında, alınıp satıldı.

Sahiplerine cariye yapıldı.

Ortaçağ’da ve din adına;

Batı Avrupa’da, toprağa bağlanan kadınlar, cadı olarak görüldü. Diri diri yakıldı. Ya da kiliselerin oluşturdukları engizisyon mahkemelerince yargılanıp, suçlu oldukları nedeniyle giyotinlerde can verdi.

Ortadoğu’da, “dalından sopayı, karnından da sıpayı esirgemeyin” ve haremlik ve selamlık zihniyetinin egemen olduğu bir ortamda kadın, kara çarşafa büründürülüp, kafes arkasına atıldı. Böylece insan değil, bir kuluçka makinesi gibi görüldü.

Yeniçağ’da fabrikalardaki makinelere bağlı birer makine kölesi yapılan kadınlar, yaptıkları bir grev esnasında yüzlercesi yanarak can verdi.

Asırlar boyu:

Emek-sermaye…

Dinler arası…

Kuşaklar arası…

Ve kadın-erkek arasında, sürekli bir uyuşmazlık yaşanıldı ve de yaşanılmaktadır.

Emek, sermayeye kesinlikle baskın gelecektir.

Bütün dinlerin, iyi insan olunması için öğüt verdikleri anlaşılacaktır.

Genç kuşaklar, önceki kuşakları aşacaklardır.

Türkiye’de kadın:

Verilen haklarla yetinmek değil; uyanmalıdır. Bunun için:

Mahalle baskısından kurtulduğu…

Kara çarşafı çıkarıp attığı…

Ayakları üzerinde durmaya başlayıp, birer birey olduklarını anladıkları…

Ekonomide büyük rol oynayıp, ekonomiyi şekillendirmeye başladıkları ve ekonomik özgürlüklerine kavuştukları zaman, erkekle olan uzlaşmasızlığında, erkekle eşitlenecek ve de erkeğin önüne geçecektir.

Demek istediğim odur ki; kadın uyanırsa, Türkiye’de uyanacaktır, dünya da uyanacaktır…

Her türlü cinayeti özellikle de kadın cinayetlerini kınıyorum. Yaşamlarını yitiren tüm kadınlarımıza Allahtan Rahmet diliyorum. Bütün katilleri ve canileri de lanetliyorum…