Gündoğdu YILDIRIM
Köşe Yazarı
Gündoğdu YILDIRIM
 

KÖYÜM, KÖYÜM!

Romanlarda, hikâyelerde; şehir sohbetlerinde; gurbet ellerinde anlatılan köylerden biriydi köyüm. Öyle köyüm dediğime bakmayın, bir zamanlar dört bin beş bin nüfuslu, kocaman bir kasabaydı. Deresinin coşkun aktığı; buz gibi suların çeşmelerden şarıldadığı; koyun, inek, deve sürülerinin yaylalarda otladığı; yollarının, sokaklarının insandan dolup taştığı; çoluğun çocuğun sokaklarda oyun peşinde koşturduğu; bolluk bereketin hiç eksilmediği; dağının, taşının, toprağının altın değerinde olduğu köyüm; şimdi bir virane; ne bir coşkun akan deresi, ne çeşmesinden şarıldayan suyu ne güzelim evleri; ne koşup oynayan çocukları ne de sokaklar dolusu neşeli insanları kaldı. Sosyal medyanın yeni iletişim araçlarından biri olduğu; ülkenin değil dünyanın bir bilgisayara, cep telefonuna sığdığı şu zamanlarda her gün köyümden birilerinin öldüğünü sosyal medyada görmek beni kahrediyor. Nereden nereye diyorum. Gözümün önüne eski günler geliyor. Üzüntüm bir kat daha artıyor. Hep ölüm, hep ölüm diyorum… Yaşamak anlamını yitiyor. Anlamsızlaşıyor her şey… Tükenmek, yok olmak… Bir daha olmamak… Şimdi daha iyi anlıyorum tarihi, coğrafyayı. Coğrafya kadermiş, diyorum. Nerde o güzelim yüzler? Şimdi anılardan ibaretler… “Yaşam boş mu?” sorusu ile dolu her yanım… Köylülerimi kaybettikçe dünyadan kopar elim ayağım. Köyden kente göçler sonucunda, köyler tamamen boşaldı. Demografik yapı bozuldu. Benim gibi köyde doğup büyümüş birine; her ölen köylümün ardından ağlamak, yas tutmak kaldı.
Ekleme Tarihi: 08 Ekim 2021 - Cuma

KÖYÜM, KÖYÜM!

Romanlarda, hikâyelerde; şehir sohbetlerinde; gurbet ellerinde anlatılan köylerden biriydi köyüm.

Öyle köyüm dediğime bakmayın, bir zamanlar dört bin beş bin nüfuslu, kocaman bir kasabaydı.

Deresinin coşkun aktığı; buz gibi suların çeşmelerden şarıldadığı; koyun, inek, deve sürülerinin yaylalarda otladığı; yollarının, sokaklarının insandan dolup taştığı; çoluğun çocuğun sokaklarda oyun peşinde koşturduğu; bolluk bereketin hiç eksilmediği; dağının, taşının, toprağının altın değerinde olduğu köyüm; şimdi bir virane; ne bir coşkun akan deresi, ne çeşmesinden şarıldayan suyu ne güzelim evleri; ne koşup oynayan çocukları ne de sokaklar dolusu neşeli insanları kaldı.

Sosyal medyanın yeni iletişim araçlarından biri olduğu; ülkenin değil dünyanın bir bilgisayara, cep telefonuna sığdığı şu zamanlarda her gün köyümden birilerinin öldüğünü sosyal medyada görmek beni kahrediyor.

Nereden nereye diyorum.

Gözümün önüne eski günler geliyor.

Üzüntüm bir kat daha artıyor.

Hep ölüm, hep ölüm diyorum…

Yaşamak anlamını yitiyor.

Anlamsızlaşıyor her şey…

Tükenmek, yok olmak…

Bir daha olmamak…

Şimdi daha iyi anlıyorum tarihi, coğrafyayı.

Coğrafya kadermiş, diyorum.

Nerde o güzelim yüzler?

Şimdi anılardan ibaretler…

“Yaşam boş mu?” sorusu ile dolu her yanım…

Köylülerimi kaybettikçe dünyadan kopar elim ayağım.

Köyden kente göçler sonucunda, köyler tamamen boşaldı. Demografik yapı bozuldu.

Benim gibi köyde doğup büyümüş birine; her ölen köylümün ardından ağlamak, yas tutmak kaldı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kgrthaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.