Ahmet MISIRLIOĞLU
Köşe Yazarı
Ahmet MISIRLIOĞLU
 

ARAFTAKİ AĞACIN ÖLÜMÜ

    Küresel ısınma; uzmanların ısıyı tutan karbondioksit gibi gazların atmosferde artmasıyla oluşan ve atmosfere salınan sera gazları (en çok ısı tutma özelliğine sahip bileşikler) neden olduğu düşünülen sera etkisinin yıl boyunca kara, deniz ve havada görülen sıcaklık artışıdır.       Hepimizin malumu; dünya giderek ısınıyor. İçinde bulunduğumuz kış aylarında yıla ait meteorolojik veriler, hava sıcaklıklarının ortalama 5-10 derece üzerinde olduğu üzerine.      Eskiler, her şeyin vaktinde ve kıvamında olmasını önemser, kışın kışlığını; kar, buz, don, yağmur olarak, yazın ise sıcak seyretmesini, insan, diğer canlılar ve ziraat için vazgeçilmez hayati önem arzettiğini bilirler.     Geçtiğimiz yıllarda doğal süreç ve insan kaynaklı etkinliklerden açığa çıkan bazı maddelerin ozon molekülleri ile tepkimeye girerek ozon tabakasında incelme ve parçalanmaya sebeple, ozon tabakasının insan eliyle bir tür delinmeye yol açtığı yazıldı çizildi. İşin içine insan faktörü girince; hava, su ve toprağın nasıl hızlı bir bozulmaya maruz kaldığını biliyoruz. Gerçek şu ki; her şey insan eliyle ve garantili olarak itinayla (!) bozuluyor.      Kitabi bilgi ve olumsuzluklardan yazının başlığı ile ilgili hikâyeye bir türlü gelemedik.     Şöyleki; son birkaç yıl içinde Karaman’ın Sesi Gazetesi personelinin bir arada olduğu ortamda iki defa: Gidin, en azından fotoğrafını çekin, hatta haberleştirin dediysem de, gündelik yoğun standart işlerinden olacak tavsiyemle ilgilenmediler.     Tavsiye konusu: Valilik kuzey girişindeki betonarme istinat duvarı ile bahçe duvarı arasında kök salmış, büyümekle kalmayıp meyve veren bir elma ağacı, ağaçcığıydı. Şaşılacak, ibret alınacak yanı, parmağın bile giremeyeceği arafta iki betonarme duvar arasında hava, su olmadan birkaç yıldır meyve bile vermesi.      Yolumun her düştüğünde gördüğüm, gördükçe direncine ve yaşama gayretine hayran olduğum ağaçcık, ihtimal, takdir, teşekkür filan beklemiyordu. Durumuna aldırmadı, kısa ömründe her Allah’ın günü önünden hep bir telaş içinde farkına bile varmadan geçen yüzlerce insanı seyretti durdumutlu, mesut. Kendisini görmeden gelip geçen koca koca adamların bu dalgın hallerine bir anlam veremediğinden için için güldü belki, belki biraz küstü küçücüğüm, bilmiyorum.      Geçtiğimiz kasım ayı içinde işim için valiliğe gitmem icap etti. Her yolum düştüğünde olduğu gibi kuzey küçük kapısından geçtim, birkaç adım sonra son birkaç yıldır varlığına, meyvesine ve küçük gölgesine alıştığım elma ağaççığı yerinde yoktu. Nasıl olur diye bir ses yankılandı içimde. Halbuki o, bir bardak su bile istememişti. Önünden geçip gidenlerin varlığının farkında olmamalarını bile sineye çekebilirdi. Ama buna katlanamaz, bu acıya dayanamaz koyup gidebilirdi artık bu diyarlardan. Dediği gibi de yaptı. Giderayak; anlaşılmaz bir harala-güreleyle gelip geçen yüzler-binler bu defa olsun yokluğumu farkedip, boşluğumu hissedecekler mi diye düşündü. İşte bundan pek emin değildi. Zaten düşünmeye pek vakti de olmamıştı. Onun giderken bu duygularla buruk gittiğine inanıyorum.     İşim bitmişti. Aynı yoldan çıkarken o; narin bedeninin bittiği yerde dört dal kök kalıntısı ve bir ümidi bile kalmasın diye hemen altında testereyle onulmaz bir iz, bilek kalınlığında hazin bir hatıra bırakmıştı bizlere. Artık yüzler-binler sakinleyebilir, rahat bir nefes alabilirlerdi. Gidişiyle yerleri bolarmıştı. Biraz uzaklaşınca durdum dönüp valiliğe doğru baktım, koca valilik kampüs alanı sanki boşalmış gibiydi. Küçük elma ağacının büyük boşluğu ve yokluğu elle tutulacak kadar gerçekti.      Kendisini her zaman haklı, her hatadan, her günahtan ari gören insanoğlu bugün kalkmış:  Yok küresel ısınmaymış, yok buzlar eriyormuş, yok doğanın dengesi bozuluyormuş, yok şubat ayında böyle nisan güneşi olur muymuş geyiği yapıyor. Yarın kayısılar, elmalar çiçek açarsa diye vah vah, tüh tüh endişeleniyor. Ne yani sana mı soracaktı, sana mı danışacaktı kardeşlik.      Yaşadığımız, daha da yaşayacağımız olumsuzlukların kaynağında insanoğlunun emek ve gayretleri (!) hiç de azımsanmayacak düzeyde.     Yolunu şaşıran insanoğlu; harika bir imeceyle, el birliğiyle (!) doğanın, dünyanın da yolunu şaşırtıyor. Bastığı yerde ot bitmiyor evvel Allah.     Koca dünyaya sığmayan küçük elma ağacının ve doğanın ruhuna el Fatiha. 
Ekleme Tarihi: 31 Mart 2021 - Çarşamba

ARAFTAKİ AĞACIN ÖLÜMÜ

    Küresel ısınma; uzmanların ısıyı tutan karbondioksit gibi gazların atmosferde artmasıyla oluşan ve atmosfere salınan sera gazları (en çok ısı tutma özelliğine sahip bileşikler) neden olduğu düşünülen sera etkisinin yıl boyunca kara, deniz ve havada görülen sıcaklık artışıdır.  
    Hepimizin malumu; dünya giderek ısınıyor. İçinde bulunduğumuz kış aylarında yıla ait meteorolojik veriler, hava sıcaklıklarının ortalama 5-10 derece üzerinde olduğu üzerine. 
    Eskiler, her şeyin vaktinde ve kıvamında olmasını önemser, kışın kışlığını; kar, buz, don, yağmur olarak, yazın ise sıcak seyretmesini, insan, diğer canlılar ve ziraat için vazgeçilmez hayati önem arzettiğini bilirler.
    Geçtiğimiz yıllarda doğal süreç ve insan kaynaklı etkinliklerden açığa çıkan bazı maddelerin ozon molekülleri ile tepkimeye girerek ozon tabakasında incelme ve parçalanmaya sebeple, ozon tabakasının insan eliyle bir tür delinmeye yol açtığı yazıldı çizildi. İşin içine insan faktörü girince; hava, su ve toprağın nasıl hızlı bir bozulmaya maruz kaldığını biliyoruz. Gerçek şu ki; her şey insan eliyle ve garantili olarak itinayla (!) bozuluyor. 
    Kitabi bilgi ve olumsuzluklardan yazının başlığı ile ilgili hikâyeye bir türlü gelemedik.
    Şöyleki; son birkaç yıl içinde Karaman’ın Sesi Gazetesi personelinin bir arada olduğu ortamda iki defa: Gidin, en azından fotoğrafını çekin, hatta haberleştirin dediysem de, gündelik yoğun standart işlerinden olacak tavsiyemle ilgilenmediler.
    Tavsiye konusu: Valilik kuzey girişindeki betonarme istinat duvarı ile bahçe duvarı arasında kök salmış, büyümekle kalmayıp meyve veren bir elma ağacı, ağaçcığıydı. Şaşılacak, ibret alınacak yanı, parmağın bile giremeyeceği arafta iki betonarme duvar arasında hava, su olmadan birkaç yıldır meyve bile vermesi. 
    Yolumun her düştüğünde gördüğüm, gördükçe direncine ve yaşama gayretine hayran olduğum ağaçcık, ihtimal, takdir, teşekkür filan beklemiyordu. Durumuna aldırmadı, kısa ömründe her Allah’ın günü önünden hep bir telaş içinde farkına bile varmadan geçen yüzlerce insanı seyretti durdumutlu, mesut. Kendisini görmeden gelip geçen koca koca adamların bu dalgın hallerine bir anlam veremediğinden için için güldü belki, belki biraz küstü küçücüğüm, bilmiyorum. 
    Geçtiğimiz kasım ayı içinde işim için valiliğe gitmem icap etti. Her yolum düştüğünde olduğu gibi kuzey küçük kapısından geçtim, birkaç adım sonra son birkaç yıldır varlığına, meyvesine ve küçük gölgesine alıştığım elma ağaççığı yerinde yoktu. Nasıl olur diye bir ses yankılandı içimde. Halbuki o, bir bardak su bile istememişti. Önünden geçip gidenlerin varlığının farkında olmamalarını bile sineye çekebilirdi. Ama buna katlanamaz, bu acıya dayanamaz koyup gidebilirdi artık bu diyarlardan. Dediği gibi de yaptı. Giderayak; anlaşılmaz bir harala-güreleyle gelip geçen yüzler-binler bu defa olsun yokluğumu farkedip, boşluğumu hissedecekler mi diye düşündü. İşte bundan pek emin değildi. Zaten düşünmeye pek vakti de olmamıştı. Onun giderken bu duygularla buruk gittiğine inanıyorum.
    İşim bitmişti. Aynı yoldan çıkarken o; narin bedeninin bittiği yerde dört dal kök kalıntısı ve bir ümidi bile kalmasın diye hemen altında testereyle onulmaz bir iz, bilek kalınlığında hazin bir hatıra bırakmıştı bizlere. Artık yüzler-binler sakinleyebilir, rahat bir nefes alabilirlerdi. Gidişiyle yerleri bolarmıştı. Biraz uzaklaşınca durdum dönüp valiliğe doğru baktım, koca valilik kampüs alanı sanki boşalmış gibiydi. Küçük elma ağacının büyük boşluğu ve yokluğu elle tutulacak kadar gerçekti. 
    Kendisini her zaman haklı, her hatadan, her günahtan ari gören insanoğlu bugün kalkmış:  Yok küresel ısınmaymış, yok buzlar eriyormuş, yok doğanın dengesi bozuluyormuş, yok şubat ayında böyle nisan güneşi olur muymuş geyiği yapıyor. Yarın kayısılar, elmalar çiçek açarsa diye vah vah, tüh tüh endişeleniyor. Ne yani sana mı soracaktı, sana mı danışacaktı kardeşlik. 
    Yaşadığımız, daha da yaşayacağımız olumsuzlukların kaynağında insanoğlunun emek ve gayretleri (!) hiç de azımsanmayacak düzeyde.
    Yolunu şaşıran insanoğlu; harika bir imeceyle, el birliğiyle (!) doğanın, dünyanın da yolunu şaşırtıyor. Bastığı yerde ot bitmiyor evvel Allah.
    Koca dünyaya sığmayan küçük elma ağacının ve doğanın ruhuna el Fatiha. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kgrthaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.